Bektaşi kime derler?

Ana Sayfa » Yazarlarımız » Bektaşi kime derler?
Paylaş
Tarih : 05 Ocak 2015 - 17:07

BEKTAŞİLİK
Bir tarikat olarak da isimlendirilen Bektaşilik, sürekleriyle (farklı uygulamalarıyla) birlikte bugün milyonlarca insanın inanç sistemi olmuştur. Bektaşiliğin en büyük piri ve Piri Piran, Piri Türkistan Koca Ahmet Yesevi ekolünden gelen bir Horasan Ereni olan Hacı Bektaş Veli’dir. Kendi varlığını alemleri yaratan ve sonsuzluk ve nur kaynağı olan Tanrı’nın varlığı içinde eritebilen kamil insan profilinin en büyük temsilcilerinden birisi olarak ünü dört kıtaya yayılan Hünkar Hacı Bektaş Veli; Bektaşiliğin profilini çizen bir büyük yol ulusu, yol önderidir.

HACI BEKTAŞ VELİ
Musa-yı Kazım’a uzanan soyuyla inancını yaşatmak için zalimlerin atlıları altında canını ve en sevdiklerinin varlıklarını çiğneten İmam Hüseyin’in ve onun gibi çile çekerek bu inancı yaşatanların, On İki İmamların, Ehlibeyt’in kutsal emanetlerini devralan Hacı Bektaş, Anadolu bozkırının ortasında sönmez bir ateş yakmıştır.
O hünkarlığa ve pirliğe ancak kötü nefsini yenmekle, kendini Hakk yoluna teslim etmekle, dünyanın her türlü ihtişamından, nimetinden geçebilerek erişebilmiştir. O teker teker hücrelerini ayırsalar bile yolundan dönmeyecek, Alevi İslam Yolu’nun yılmaz bir savaşçısıdır. Yeter ki, Ehlibeyt’i seven, doğruluk uğruna canını verecek canlar olsun. Milyonlarca insan bu yoldan, bu sürekten menzil alabilirse insanlık kurtuluşa erişebilir. Ancak ilk önce insanın pişmesi gerekir. İnsan tek başına bir varlık olarak kainatın bir parçası olarak, Yaratanın dünyadaki yansıması olarak kendi özünü birlemeli, dört kapı kırk makamdan geçebilmeli (doğru ve dürüst yaşamın kurallarına uyabilmeli), alemi kendisine dost edebilmeli, kuşlarla konuşabilmeli, her gününü, her saatini, her dakikasını varlık deryası içinde nefeslendirebilmelidir. Yani kişi özünü dara çekebilmeli, kendisine dürüst olmasını öğrenmelidir. Nefsine hükmedemeyen, benliğini yenemeyen, kamil insan olma yolunda ilerlemeyen kişi toplum karşısında çok iyi bilinse de bunun bir değeri yoktur. Eline diline beline sahip olamayan, dürüst olamayan kişinin Aleviliğinden dolayısıyla Bektaşiliğinden söz edilemez.
Bin iki yüzlü yıllarda yaşamış Hacı Bektaş’ı Rum ve Horasan Erenlerinin Piri yapan, Türk halkının Hünkarı yapan nefsiyle verdiği mücadeleyi başarmış olmasıdır, kendisini topluma adamış olmasıdır, her daim dilinin Hakk kelamı söylemiş olmasıdır. Hacı Bektaş’a göre insan kendisine dürüst olursa, topluma karşı sorumluluklarını yerine getirirse, alemleri yaratan Tanrı’nın sırrına erebilirse menzile ulaşmış olur. Tanrı’ya ulaşmak, Tanrı sırrına ermek hiç de zor bir şey değildir. Ama uyulması gereken kurallar, aşılması gereken bentler vardır, engeller vardır. İnsan niçin iki yüzlüdür, niçin kişi yalan söyler? Elbette kişisel menfaati için, kolaylıkla bazı zorlukları savuşturmak için, rahatlamak için, emellerine kavuşabilmek için. Öyleyse kişi bunlardan sıyrılırsa, zoru başarırsa, en büyük cihadı yani nefsiyle yaptığı cihadı başarabilirse, kendisine karşı samimi olursa Hakk’a karşı da samimi olmuş olur. Zaten kişi Hakk’ı aldatamaz ama eğer ilk önce kendini düzeltmezse insan, kendi kendisine dürüst olmazsa, Tanrı’nın huzuruna dürüst olarak çıkamaz.
Hacı Bektaş eliyle, deliyle, beliyle dürüst olan kişilerden oluşan toplumun da dürüst olacağını ön görmüş, hayatı boyunca bunun mücadelesini vermiştir. Kendinden sonra sistemleştirilmiş olsa da, bizzat kendisinin temellerini attığı Tekkesi’nde, (Dergahı’nda, Ocağı’nda) tasavvufun temellerini yanındaki taliplere, mihmanlara, dervişlere, canlara anlatmış, orayı bir okul olarak kurumsallaştırmıştır.
Bektaşilik Hacı Bektaş’ın ruhaniyetini kendisine rehber alan bir Alevi İslam yoludur.
Bektaşiliğin farklı kollardan ilerleyen birçok süreğiyle karşılaşırız. Yol bir sürek bin bir ifadesi doğru bir ifadedir. Yol; Hakk Muhammed Ali yoludur. Yolun sonunda ulaşılması planlanan şey bellidir. Rıza Şehri’ne giden yolda herkesin razılığının alınması temel şarttır. Sabırla, çalışmayla, dürüstlükle, dört kapı kırk makamdan geçilerek, tüm dünya insanlarıyla müsahip (kardeş) olma düsturuna dayanan Hakk Muhammed Ali yolu, Ehlibeyt’in ve onların yolundan giden ulular tarafından kurulmuştur. Yolun değişmez, değiştirilemez kuralları vardır. Gönüllerin harmanlandığı bu yolda kurallar vardır. Bu kurallar etten kemikten yaratılmış ham ervah olan insanı gerçek bir insan yapmanın kurallarıdır. Elbette bu kurallara uymak çok kolay değildir. İlk önce buna niyet etmek gerekir, şartlarını bilmek gerekir, bu yolda ilerlemek gerekir. Ama bunlar uyulamayacak kadar zor kurallar bütünü değildir, her insanın aşabileceği kurallardır. Yüzyıllar boyunca binlerce şehit verilerek bu kurallar korunmuş, onlardan ödün verilmemiştir. O yüzden bu yolda; gelme gelme, dönme dönme, denir. Yani iyi düşün, taşın geleceksen tam gel, gelmeyeceksen hiç gelme, felsefesi vardır bu yolda.
Hacı Bektaş Alevi İslam Yolu’nda sabırlı olmayı öğretmiştir insanlara. Alçakgönüllü olarak sürekli çalışmayı öğütleyen Hacı Bektaş her insanın bir sanatla uğraşabileceğini, yaratanın bu kudreti kullarına verdiğini söylemiş, insanda gizli tüm yetenekleri açığa çıkararak ilk önce kendisine, sonra topluma faydalı bir birey olarak yetişmesini öngörmüştür. Azla yetinen, kendisiyle, toplumla barışık, paylaşmayı bilen insandır hedeflenen.
İşte Hacı Bektaş’ın manevi dünyasını kendisine rehber edinen Bektaşiler de onun yolundan gitmektedirler.
Anadolu’ya Hacı Bektaş’tan önce gelen Rum Erenleri de vardır, büyük dedeler, babalar da vardır. Ama aralarında bir uyumsuzluktan söz edilemez. Belki zaman faktörü, coğrafi farklılıklar, çevrelerinde farklı halk toplulukları, kültürel farklılar söz konusu olabilir. Bundan doğal ne olabilir? Her birisi nice farklı yollar kat ederek Anadolu’ya ve Balkanlar’a gelmemiş miydiler? Kimi iki yüz yıl önce, kimisi iki yüz sonra gelmişse elbette bazı farklılardan söz edilmesi gerekir. Nice kültürlerin harmanlandığı başka başka coğrafyalardan gelmişlerdi, nice zorluklarla baş etmek zorunda kalmışlardı. Kimisi geride yazılı eserler bırakırken, kimisi kerametlerle, menkıbelerle örülü yaşamından geriye bir büyü atmosferi, destanlar bırakmıştı. Evet ifade tarzları farklıydı, dilleri farklıydı, insanları eğitme yöntemleri farklıydı; Ama tüm erenler, veliler, dedeler, babalar, ozanlar Hakk Muhammed Ali yolunun, Ehlibeyt okulunun temsilcileri, öğreticileri oldukları için özünde aynı inançta buluşuyorlardı.
İşte Hacı Bektaş gerek kendisinden önce bu topraklara gelenlerle birlikte, gerekse kendisinden sonra bu topraklara gelen tüm erenler tarafından saygıyla anılan en ender velidir. O yüzden kendisine Serçeşme denmiştir, yani çeşmelerin, suyun, özün başı, kaynağı denmiştir. Seyyid soyundan, tasavvuf okulunda yetişmiş, kendi kişilik özellikleriyle bulunduğu coğrafyayı, çağı aşabilmiş bir profil oluşturmuştur.
Gerek büyük Alevi Ocaklarının temsilcisi olan dedeler, gerek Hacı Bektaş’ın soyundan geldiği söylenen Çelebiler, gerekse başta Babagan Bektaşi kolu ve diğer Bektaşi Süreklerinin babaları, yolları Hacı Bektaş’ın bir büyük mürşit olduğu konusunda hem fikirdirler.
Balım Sultan Hacı Bektaş’tan sonra, yaşadığı Bin beş yüzlü yıllarda Bektaşiliğin temel kurallarını sistemleştirmiş, bunları genel geçer bir şekilde yazılı hale getirmiş, Bektaşiliğin esasen gerçek örgütleyicisidir. Balım Sultan Hacı Bektaş’ın yaşamını, kurallarını, görüş ve düşüncelerini kendisine rehber ederek, dağınıklık içindeki erkanları, örf ve adetleri, gelenek ve töreleri yeni bir yorum getirmiştir. Kendisinden sonra kendi yolundan gidenler yani Babagan Bektaşi kolunun temsilcileri yani inanç önderliği olarak derviş, baba, halifebaba, dedebaba isimleriyle hizmet edenlerin uymaları gereken ana kuralları belirlemiştir kaynakAyhan AYDIN

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Muharrem Orucu Niyet Duası

Muharrem orucu niyet duası Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla… Âlemlerin rabbi olan Allaha´a hamd olsun. Bütün Peygamberlerine salat ve selam

Alevilik Okulu” açılıyor

  “Alevilik Okulu” açılıyor Alevilik Bildirgesi (Yol Evlatları) Hareketi adıyla bir süre önce yola çıkan Alevi inanç ve kanaat

İslamiyetten önce Türkmenlerde dört kapı

İslamiyetten önce Türkmenlerde dört kapı: Ahmet Yesevi (1093 – 1156) Hocası”Arslan Baba” adlı bir Türk şeyhinden ilk eğitimini