Peygamber Döneminin Aleviliği

Ana Sayfa » Yazarlarımız » Peygamber Döneminin Aleviliği
Paylaş
Tarih : 05 Ocak 2015 - 17:35

İslam’ın başlangıç tarihi bilindiği gibi yedinci (610) yüzyıldır. Alevilikle ilgili kaynaklar ise on üçüncü yüzyıldan öteye geçememektedir. Aleviliğin öncesi yok muydu? O zaman altı yüz yıllık boşluk nasıl doldurulacaktır? Bu durumda Alevi ve Aleviliğin olmadığı şüphesini doğuracaktır. Alevilerin ve Aleviliğin yeminli düşmanları öncesinin olmadığını yazıp dillendiriyorlar. öncesine ait kaynaklara ne oldu? Hacı Bektaş Dergahında yetiştirilen dervişler, Dedeler, Babalar hangi bilgiyle donatılarak Balkanlara gönderilip topsuz- tüfeksiz o ülkelerin fethini sağlamaya yardımcı oldular? Hangi bilgiyle Anadolu’yu irşat ettiler? Her halde elimizde mevcut olan bilgilerle olunmadı! Kuran’ı samid olan bu kaynaklara ne oldu? Tek kelime ile yok edildiler, imha edildiler. (Bir kaynakta imha ettiklerini belirtmişlerdi) Hacı Bektaş dergahının yağmalanmasının kanıtları halen arşivlerdedir. Ne yazık ki araştırmacı- yazarlar bu konulara eğilmesi gerekirken herkesin bildiği bilgileri tekrarlamaktan başka bir şey yapmadılar/ yapamadılar. (Araştırmacılıkta ayağa düşürüldü, İlk okul mezunu olmayanlar bile kitap yazıp kendilerini araştırmacı yazar olarak tanıttılar.) Türklerin İslam’la tanışmaları 9yy. itibaren başladığını biliyoruz.

Bizim bu yazımız Peygamber döneminin Aleviliği ile ilgili olacaktır. Gerçeğin düşmanı olanlar Aleviliğin başlangıcını 18.yy. olarak göstermeye çalışıyorlar.
Alevilik tanımı her ülkede farklıdır. Alevilik başlangıçta İmam Ali’nin evinden olanlara verilen özel addır. Yani, İmam Hasan ve imam Hüseyin’dir. Öyleyse nasıl oluyor da bu gün dünyanın bir çok bölgesinden milyonlarca insan kendisini Alevi olarak tanımlıyor? O milyonlarca insan Ali evladı mıdır? Hayır, tamamı (Seyyidler dışında) evlat değillerdir. Alevilik, evlatlığın dışında inanç yönü de (taraftar olma, şia) olduğundan sonradan kapsam genişlemiştir.

Nuh A.S. nin oğlu peygamber olan babasına inanmayınca:
“Allah’ım o benim oğlumdur, onu bağışla,” diye Allah’a yalvarır:
“O senin oğlun sayılmaz, cahillerden olma.” (Hud, 45-46) diye ikaz eder.

Allah’ın hükmüne göre bir evladın babaya aidiyeti salt kan bağı ile kabul edilmiyor. Bunun yanında inanç ve yolunu izleme bağıda isteniyor. Bu bir yasadır. Bağlılık iki türlüdür: 1-Nesebi (kan bağı) 2-Nasibi (İrşat bağı) yani birinci soy kan, ikinci soy irşat bağıdır. İmam Hasan ve İmam Hüseyin soyundan gelen şerif ve seyyidlerden, olgun bir mürşide ikrar vererek yol evladı olarak Alevi olunabiliyor.

“Resulüm! Sana biat (ikrar) edenler (el tutuşup bağlananlar) Allah’a biat etmişlerdir ve Allah’ın eli onların eli üzerindedir. (ikrar edenlerin elleri üzerinde Allah’ın eli tedbir eder.)” (Fetih,10) Ayete göre Peygamber evladına ikrar vermek “yol oğlu” olmaya yeterli sayılmaktadır. Alevilikte doğum ikidir. Biri ana’dan diğeri mürşit’ten (ilim) doğmadır.
………
Berzahtan kurtuldum çıktım aradan
On yedi yaşında doğdum anadan
Mehmet Ali Hilmi Dede Baba’dan
Çok şükür hamd olsun geldim imkane

Namım Edip idi Harabi oldum
Erenlerin ayak turabı oldum
Anın için herkesin kitabı oldum
Aşk olsun okuyan ehl-i irfane.
(Harabi)
Alevilik Peygamber efendimizin döneminde Ali evladı için kullanılmıştır, dedik.
Bihar-ül Envar Cilt 7, sh.100 (105 ciltlik hadis kitabıdır. 12 imamların kutlu sözleri de vardır.) :
“Resulullah buyurdu ki:
Kıyamet vakti, Allah ev
velin ve ahirini bir yerde toplar ve onlara bir karanlık gelir. Onlarda Allah’tan bu karanlığın kaldırılmasını için dua ederler. Bu sırada bir topluluk gelir. Önlerinde ışık olan bu topluluk kıyamet arzını aydınlatmaktadır. Cem ehli “Bunlar meleklerdir,” derler. Allah katından bir nida gelir. “Onlar melekler değillerdir,” denir. Cem ehli, “Öyle ise bunlar şehitlerdir,” derler. Allah katından bir nida öyle olmadığını söyler. Nida gelenlere “Siz kim olduğunuzu söyleyin,” der. “Onlarda biz Alevileriz,” derler. “Biz Allah resulü Muhammed’in zürriyetinden, Allah velisi Ali’nin çocuklarıyız, Allah’ın ikramına mahzar olanlardanız,” dediler. Allah’ta onlara sevdiklerine şefaat izni verir.”

Alevilerin İmam Ali’nin ev halkı olduğunu bu hadiste apaçıkça görülmektedir.
Sonradan da o soya ikrar verip bağlananlar için de Alevi kelimesi kullanılmıştır. Araplarda Hz. Muhammed soyundan gelenler bu soyda mensup oldukları atanın adıyla anılırlar. Hüseyni, Haseni, Musavi gibi.
…….
Ruhlar aşk meyinden oldu mestane
Kimi küfre daldı kimi imane
Saf besaf olarak durduk divane
Münkirler (Lâ) dedi ben (İllâ) dedim.

Ne çare (Kün) emri zuhura geldi
Eşya vü mahlukat hep zahir oldu
Her ervah kendini bir yolda buldu
İmanı ikrarı ben, sana dedim.
…….(Dertli)

Bu soya bağlılıkta tertemizliği ve paklılığı gerektiriyor. Çünkü o soy temiz ve paktır. Bu soya ikrar verenlerde bağlandıkları soy gibi tertemiz olmak zorundadırlar. Eline, diline, beline sağlam, aşına, işine, eşine sadık, özüne, sözüne, gözüne doğru olmak yani yüksek ahlaka sahip olmak zorundadırlar. İnsanlara ve insanlığa zarar vermemelidirler. Veriyorlarsa Alevi değillerdir. Düşkün edilip yoldan uzaklaştırılarak yol’la olan ilişkileri kesilmiştir. Alevi olmak için teslimiyette gerekmektedir. Teslimiyet Aleviliğin temel esasıdır. Peygamber soyundan gelen bir mürşide teslim olup bağlanmayan Alevi olamaz. “Allah ve melekleri o peygamberi överler. Ey indirilene inananlar, sizde onu övün ve kurtuluş için teslim olun.” (Ahzab, 56)

“Allahümme salli ala seyidine Muhammed.” (Allah’ın selamı Muhammed’in ve evladının üzerine olsun.) Temizlik ve paklık dedik:

“Ey Peygamberin ev halkı! Şüphesiz Allah sizden her türlü kusuru giderip tertemiz yapmak ister.” (Ahzab,33) . Ayette ki ayrıcalık Peygamber ailesi ve soyudur. Allah’ın kendi elçisine ayrıcalık tanıması boşuna değildir. O soya ikrar verip bağlananlar ise Allah katında bağlılıklarının mükafatını alacaklardır. Onun soyuna tabi olmak her türlü kirden arınmayı gerektiriyor. Hata yapanlar ise Nuh’un oğlu gibi o aileden olma şerefini yitirip helak olanlardan olacaktır.

“Tebliğlerinden ötürü ücret istemeyip ailesine sevgi ve bağlılığı” bizzat ayeti (Şura,23) Kerime ile Allah istiyor. Bu ayrıcalıklı olanlar Alevilerin teslim olup bağlandığı Ehl-i Beyt’tir. Yani Ali evladınadır.

Başında belirtmiştik, Peygamber döneminde Alevi, Ali evladının özel adıdır. Bu tanımın içerisine yol oğulları giremez. Çünkü onlar Peygamber evladı değillerdir. Ancak ikrar bağı ile bağlıdırlar. Allah dileğine şefaat izni vermiştir. Yol oğulları da sevip yoluna ikrar verdiklerinin şefaatlarına tabiki mahzar olacaklardır. Ancak, verdikleri ikrarlarına bağlılıkları ve Ehl-i Beyt yolundaki imanları, itikatları ve ibadetleri derecesinde mümkün olacaktır.

Bihar-ül Envar, Rivayet 86, Bab 39,Cilt 36 ,sh.133:
Abdullah İbni Abbas dedi ki; Hz. Resul buyurdu ki; “Ey Hasan’ın babası sana müjdeler olsun, Allah bana muhkem (kesin) bildirdi ki sen doğru yol üzeresin ve “(Bu gün dininizi tamamladım, size din olarak İslam’ı seçtim.)” (Maide,3) ayetini okuduktan sonra devam etti: “Cebrail bana Allah katından haber getirdi, dedi ki; “Kıyamet günü Ali ve Şiası senin ardından binekler üzerinde gelirken yüzlerinde nur olan mis kokulu bir gurupla karşılaşırsınız. Bu gurup; “Biz Alevileriz,” diyecektir. Onlara denilecek ki; “Eğer siz Alevilerseniz imanlısınız, bu gün size korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de.”
Bu hadiste Peygamberin veda haccından (Şubat 632) sonra söylenildiği bildirilmektedir.
Asıl can alıcı soruyu sormanın zamanı şimdi geldi:
-Alevi ana babadan doğmadığı halde kişi ikrar verip Alevi olabilir mi?”

-Olabilir, ikrar bağı ile bağlanıp yol oğlu olabilir.”

Tasavvufi bir mezhep olan Alevilik soy bağının yanında irşat bağının da geçerliliğini kabullenmiştir. Bunun aksini savunmak; Hz. Hüseyin’in uğrunda ilk şehit olan Hür Şehit’in, Kaygusuz Abdal’ın, Kazak Abdal’ın, Genç Abdal’ın, Harabi’nin, Aşık Dertli’nin ve daha nice uluların Aleviliğini de inkar etmiş olursunuz. Çünkü bu yüce insanların ana ve babaları Alevi değillerdir. Kişinin Aleviliği ana- babanın nesebine değil, kendi imanına, itikadına, süreğine bağlıdır. Ana ve babası Alevi olup da dönekleri (asimile olanları) Alevi mi sayacağız. Hz. Nuh’a oğul olmak bile kurtuluş için yetmiyor. Pir Sultan’ın katili de Alevi değil miydi? Onun için Alevilik avama (cahile) değil havasa (seçkine) dır. Osmanlılar bunları bildikleri için Anadolu’daki kıyımlarda Alevi kelimesini kullanmayıp; Kızılbaş, mülhit, Zındık, Rafizi gibi isimleri kullanıp katliamlarını yasal kılıfa büründürmüşlerdir.
Alevilik “kadim”den beri vardır …

İşte belgesi: Bihar’ul – Envar cilt 7, sayfa 230:
” Abdullah b. Abbas diyor, Resulullah Sallallahu aleyhi ve âlih’ten duydum, buyurdu:
“Ey insanlar! Kıyamet günü dört süvari vardır ki bizden başkaları değildir. Birisi dedi ki babam anam sana feda ey Allah Resulü! Kimdir süvariler?

Buyurdu ki ben Burag’a bineceğim; kardeşim Salih kendi ümmetinin öldürdüğü Allah devesine, kızım Fatima benim el- Azba adlı deveme, Ebu Talib oğlu Ali de cennet develerinden bir deveye binecektir. Devenin yuları ıslak incidendir. Gözleri kırmızı yakuttandır. Karnı yeşil zümrüttendir. Üzerinde içeriden dışarısı, dışarıdan içerisi gözüken beyaz inciden bir kubbe vardın Dışı Allah’ın rahmetiyle kuşatılmış, içi ise Allah’ın affıyla donatılmıştır. İleri gelince süratle gelir, geri gidince de süratle gider. O benim önümde olur. Başında nurdan bir taç olur. Mahşer yerinde toplananları aydınlatır bu taç. Tacın yetmiş rüknü vardır. Her rükün, göğün ufkunda ki dür misali yıldız gibi parlamaktadır. Hamd sancağı elinde olduğu halde “La ilahe İllallah, Muhammed’ur Resulullah” diye kıyamette nida eder. Hangi melaike topluluğun rastlasa “Bu mürsel Peygamberdir,” derler. Uğradığı her peygamber topluluğu da “Bu mukarreb melektir” derler. Bu sırada arş’ın ortasından birisi şöyle seslenir:

“Ey topluluk, bu ne mürsel Peygamber, ne de mukarreb melektir? Bu Ebu Talib oğlu Ali’dir.”
Ali’nin Şia’sı da onun peşinden gelir. Bir çağırıcı onun Şia’sına:
-Kimlersiniz siz? Diye seslenir. Onlarda:
-Biz Alevileriz” diye cevap verirler.
Bunun üzerine onlara şöyle ses gelir:
-Ey Aleviler! siz güvendesiniz, sevip de veli edindiğinizle birlikte cennete girin.”

Alevilik budur. Güvende olmanın, kurtuluşa ermenin, sevip de veli edindikleriyle birlikte cennette olmanın adıdır. Kişi sevdikleriyle birlikte olursa orası cennet olmaz mı?
Kerbela olayı olmasaydı, soylu İmam Hüseyin’in ve yarenlerinin kutlu kanları akıtılmamış olsaydı bu gün İslam diye bir şey olmayacaktı. Kanlarıyla İslam’a yeniden taze kan verip yozlaşmasını yüce canlarıyla önlemişlerdir. (Ne yazık ki İslam aleminde hayranları Muaviye’nin fitneliğini miras olarak halen devam ettiriyorlar.) Mukaddime yazarı İbni Haldun’a (Sünni yazar) göre, Peygamber soyuna dil uzatmak küfürle eş değerdir.

Mukaddime cilt1, sh.57:
“….Alevilerin neseblerine ta’n edenler bu söz ve haberleri ezberleyinceye kadar, Ali Bin Ebitalip nesebine olan ta’nlarına devam edildi……….. Fakat ben dünya hayatında Alevileri müdafaa ederek çekiştim, Alevilerinde kıyamet gününde beni korumak için çekişeceklerini ümit ederim,” der. (Burada ki Alevi tanımı Ali soyu için kullanılmıştır.)
Bu ve bunun gibi örnekleri sıralayabiliriz. Ne yazık ki, Alevilik tarihi olan “Makalat-üt Talibyn” kitabı Mısır’da, İran’da yayınlanır, (Alevi kelimesi Şii olarak değiştirilerek) ama Türkiye’de yayınlanmaz, adından bile söz edilmez. Yayınlansın veya yayınlanmasın Aleviler tam bir teslimiyetle Velayet yolunu sürmeye devam edeceklerdir. Bu kaynakları gerçeğin ışığını söndürmeye çalışanların vicdanlarına (eğer kaldıysa) sunmak isteriz. Alevilik kadimden beri vardı, var olmaya da devam edecektir.
Ayet-i Kerime der ki: “(Hatırla) O gün(ü) ki insan sınıflarından her birini biz imamlarıyla (mürşitleriyle) çağıracağız.” (İsra,71)
Fahri Kainatın şefaati ve İmamların inayeti Ali evladına ve yolunu sürenlere olsun…

Ali Rıza UĞURLU
09/09/2011
Kaynak:
H.Kaya, Hz.Muhammed’in Dilinden Aleviler, Manisa 2007

Etiketler :

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Muharrem Orucu Niyet Duası

Muharrem orucu niyet duası Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla… Âlemlerin rabbi olan Allaha´a hamd olsun. Bütün Peygamberlerine salat ve selam

Alevilik Okulu” açılıyor

  “Alevilik Okulu” açılıyor Alevilik Bildirgesi (Yol Evlatları) Hareketi adıyla bir süre önce yola çıkan Alevi inanç ve kanaat

İslamiyetten önce Türkmenlerde dört kapı

İslamiyetten önce Türkmenlerde dört kapı: Ahmet Yesevi (1093 – 1156) Hocası”Arslan Baba” adlı bir Türk şeyhinden ilk eğitimini